gideceksende tenini bırak öle git!dokunuşunda sana dönen yollar
bulaım...ellerimle,sırtına seni seviyorum yazayım...dudaklarında
durulsun sonra aynı dokunuş...berrak bi öpücük eskisin
dudaklarmızda...Biz,gözlerimizdeki farklı ırklardan bebekleri sevelim
inadına barışalım birbirimizle,bir mumun alevini mehtaba çevirelim
söndürüp mumu,mehtabın üstünü örtelim...sen dizimde yat,duvardaki
melek gülümsesin;ben saçlarını okşayayım gülümseyişinin sırrı yayılsın
odamıza bir düş şımarsın,bir sabah beklesin kapıda sabırsızlıkla...
yeter ki hep benm le ol bitanem
gitme noluuuur
Bir rüya gör sevdiğim
Tüm olmazlar olur olsun
Bir rüya gör sevdiğim
Yeşil kırlarda elin elimde olsun
Bir ağac olsun mesela
Sen sırtını dayarken ben dizlerinde uyuyayım
Bir güneş olsun
Gelincik tarlalarında koşarken yüzümüze vursun
Bir pınar olsun avcunla kana kana su içeyim
Güvercinler olsun elerimizde
Salı verelim onları gök yüzüne uçsun
Bir dağ eteğinde evimiz olsun
Kapı önünde gülerimiz
Sen sarıl sevdiğim bana
Ben sende kaybolayım
Bir rüya gör sevdiğim
Uyandığında aynı yastıkta iki baş olsun
ÖYLE BİR RÜYA OLSUNKİ SONUNDA GERCEK OLSUN
KOŞARCASINA CIKTIĞIM MERDİVENLERDEN
BİR BİR İNİYORUM
NE DÜNYA UMRUMDA NE HAYAT
TEK BİR GERCEK VAR İÇİMDE
SENİ SEVİYORUM
BAKMAYA KIYAMDIĞIM GÖZLERİNDE KAYBOLUYORUM
ELİN ELİMDE YÜZÜMDE SONZUZ TEBESÜM
UMRUMDA DEĞİL DÜNYA
TEK BİR ŞARKI VAR DİLİMDE
SENİ SEVİYORUM
KİM NE İSTERSE SÖYLESİN
GÜLEN GÜLSÜN AĞLAYAN AĞLASIN
BENİM AKLIMDA SADECE SEN
YÜREĞİMDE TEK BİR ÇIRPINIŞ
UMRUMDAMI SANIYORSUN TERK EDİLİŞ
SEN GİTSENDE KALSANDA
SENİ SEVİYORUM
KİMSE ALAMAZ BENDEKİ SENİ
ÖYLE KOLAY KOLAY KAZIYAMAZLAR
İÇİMDEKİ KRONİK YERİNİ
İSTER DELİ DESİNLER
İSTER DELİ ETMİŞ AŞK
UMRUMDAMI DELİLİK
BEN AKILSIZKEN BİLE
SENİ SEVİYORUM
NE İSTERİM SENDEN KARŞILIK
NE BAK NE DOKUN NE SARIL
SADECE İKİ KELİME SÖYLE
SEVİYORUM DE
SONRA İSTERSEN ÖLDÜR
BEN DÜNYAYI KARŞIMA ALDIM
SENİN İÇİN HAYATTI ATEŞE VERDİM
TEK BİR SÖZÜN YETER
SEN SÖYLE SEVİYORUMDE
UMRUMDAMI OLUR SANIYORSUN O ZAMAN DÜNYA
ÖLSEM BİLE SENİ SEVİYORUMMMMMMMMMMMM
biraz uzun ama gerçekten okumaya değer....
AKLIMDASIN
Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum.
Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak
yelleri
esiyor.
Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için
geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla
üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top
oynamayı, gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum.
Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri,
yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme
yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de
şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu?
“Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”,
“Fotokopisiz öğrenci meyvasız
ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay
önce
gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim
Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin
dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada
fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin
fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin
notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki
yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel
bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek:
- “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim.
- “Evet” dedi.
- “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin
fotokopileri
bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim.
- “Ah, size zahmet olmasın?” dedi.
- “Yok canım ne zahmeti” dedim.
Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi:
Figen’miş. Neyse biz
böylece tanışmış olduk.
Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim
su derler
ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir.
Neyse... Bu
yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye
başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk.
Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum.
Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi
kıza
arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak
istediğimi
düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele
hele
Osman’ın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim
arkadaş
gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni
Osman’ın medyatik diline
düşürsün de, manşetlerden inme emi !”
Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan
etmeye karar
verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım.
“Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan
yüreğimin her atışında
ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya
çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu
yakalaması için
çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl
gömüldüğünün ifadesi.
Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini
gönlümden
silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz
mı aşkıma?
Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba
bir anda
geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim?
Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce
çırpınan
kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan tutkumu tavır
ve yüz
ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan duyduğum korkuları...
unutsam mı?
Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda
jiletle
kazıyıp, söker gibi atamam, atmam.
Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak
görülmeme
rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen
utangaç
yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum.
Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle...”
“Yakın çevrenden biri”
Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim.
Figen’in de
aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya
gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu
ajandanın
içine koydum ve sonucu beklemeye başladım.
Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen
bir ara
yanıma yaklaştı ve:
- “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın.
Aramızdaki samimiyetten
bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın
bir bana bir mektup
göndermiş” dedi.
- “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum.
- “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık
olduğunu...
falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk
ediyor
herif” dedi. Ben de:
- “Peki kim bu herif”dedim.
- “Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama
yazdıklarından bir
şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince
heyecanlanarak;
- “Peki kim olabilir” diye sordum.
- “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve...
Neyse ismini
de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da
yanımıza gelmesiyle
sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı.
Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de
tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba...
İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim
yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem
bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı.
Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu
sefer
duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun
başına geçerek yazmaya başladım:
“Figen; şu an sana söylemek istediğim ama
söyleyemediğim duygular
var ya, o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi
altında ıslanırken ve deniz dalgalarının, martı sesleriyle
birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken
söylemek isterdim.
Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu
yüreğin
pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için
satmaya hazırım.
Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin
derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim?
İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali
gelip
giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş
olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve ..
Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel.
Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum:
“Sevsen,
sevilsen ve sevilebilir olsan”
Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle...
“Yakın Çevrenden Biri”
Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf
ederek yazdığım:
AKLIMDASIN
Papatya açmış kırlardan
Peygamber çiçeklerinin sarısından
Kekik otlarının kokusundan
Doyasıya içime çektiğim sen!
Belki değilsin, belki farkındasın
Sen benim hep aklımdasın
Turnalarla gönderdim sana
Gönlümde yetiştirdiğim gülleri
Yalancı gönüllerde
Karanlık tünellerde
Aşkı aramaya çalışırken sen
Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben
Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Sen bilmesen de hep benim aklımdasın !
Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım.
Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele
Gümüşhane’ye
gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni
görünce hemen gülerek yanıma geldi ve:
- “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya
işte ondan ikinci
bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok
etkilendim.”
- “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da:
- “Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin
oldum.”
- “Emin mi oldun, peki kim?” diye heyecanla sordum
- “Hiç tahmin edemezsin... Osman!” dedi.
- “Osman mı?” dedim şaşırarak
- “Tabii... Yakın çevremden biri, çok pişkin,
yüzsüz, her şeyi
çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?”
deyince şaşkın,
yıkılmış bir ifade ile:
- “Çok şaşırdım” dedim.
- “Şaşır, şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben
gittim ona
ondan hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok
utangaç,
ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek... Bu
sebeple ona
ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan
diyalogumuzdan ve
samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana
açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir
şey var
sanıyormuş” dedi.
Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda;
- “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı
da bulmuş oldun
böylece” dedim ve yanından ayrıldım.
Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman
vardı. Ve
ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü içerisindeydim, ne
yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim, hatta
gidemedim.
İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir
ara yanıma
geldiler. Osman bana:
- “Yüksel seni yemeğe götürüyoruz. Orada sana bir de
süprizimiz var” dedi.
Ben de:
- “Osmancığım bugün olmasa” deyince, Figen:
- “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda
hiç göremiyoruz.
Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru
sürükledi.
Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek
siparişini verdik.
Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç
olmaya çalışıyordum.
Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek:
- “Sana bir srprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu
söyleyeceğim sana.
Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik, duygusal
mektuplarına dayanamadım. Ben
de ona duygusal olarak karşılık verdim ve...” derken Osman söze
girerek:
- “Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal
mektupları...” diye Figen’in
sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat
vermeden hemen
sözünü kesmek ihtiyacını hissettim:
- “Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal
yönleri keşfetmiş
ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini
bil” dedim.
Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya
gittiği sırada
masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce:
- “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı
yazıyorum. Çıktıktan
sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen
meraklı bakışlarla
başını evet manasına salladı.
Ben peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan:
Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın
Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva
ve mutlu yarınlar diliyorum.”
“Yakın
Çevrenden
“Yüksel”
notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline
tutuşturdum.
Osman da yanımıza gelince;
- “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah
tamamına erdirir”
dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya
gelince unuttum
hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum”
dedim.
Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir
süre sonra
dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu.
Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı.
Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan
uzaklaştım.
Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.
Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde... Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği...
O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti.
Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım.
Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.
Romantik Sevgili
Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barğıması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.
Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi.
-Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et.
Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı.
İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.
-Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.
Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa;
-Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor.
Dememi istedi. Masama;
-Bu emeğinin karşılığı değil ama,
diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.
adın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk
haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.
Omuzları bir küçük kız çocuğun
şımarıklığını sergilercesine “Bana ne” ifadesinde. Kıpır,kıpır ya
içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum
demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından
sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu
günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında
buluverir kendini.
Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda
kayar gibi “Hooop” havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki
başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş,
esenler de yetmiyormuş gibi.
Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle
barışık ve yaşadığına memnun.
Kahkahası ekrandan yüreklere taşan,
mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta
olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk
oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle.
Oynadıkları oyunun
tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
gelmesini.
Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına
şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet
geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere.
Uyku tutmaz bekleyişlerde
ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden..
Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.
Birbirlerini gerçekten merak ederler.
Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden
bile sorumlu tutmaya başlar kendini.
Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz.
Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
üstünde tutarlar anlayacağınız.
Günler, aylar geçer...
Hayaller ekranlara sığmaz olur.
Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak
sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.
Bulut adam sorar durmadan ;
-N’olacak şimdi...
Kadın, adam kadar cevapsız...
“Bilmiyorum” der.”Bilmiyorum”
Artık sorgulamalar başlar duyguları ...
”Bu nedir?...Bunun adı ne..?”
Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak..
Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir.
Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese
sevda denen şey olmaz zaten.
İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar.
Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara,
onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca.
Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından
bakmaktadır.
Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin
kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
“Beni ignore et*.Ne olur bunu yap.”
Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan
budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm
anıdır bu.Verilen son nefestir sanki..
“Sevdam HAYIR dese” “ Sensiz yapamam dese” diye bekler
nefes almak için.
Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın..
Bunu ikisi de bilirler.
Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
“Netten çıkıyorum o zaman” “Hoşçakal”
Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
gezinir kadının
“Hoşçakal”
Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
Ve
KADIN ÖLÜR...
senden ayrı gunlerımı nasıl anlatsam kı bılemıyorum!! acıları sırtıma
semer yaptın ustume tonlarca agırlıklar yukledın. anıların umutların
kaldı bende!
yarım kalan gunlerın ardında bırde hosgeldın dedım hastalıgıma.toprak
olan kalbıme betondan bır yapıya dondurdum. nefret kın hepsı ıcınde
sevgı gulerımı soldurdun hosgeldın hosgeldın hastalıgım.
ısyanım sana dıyıl yazılan kaderıme alın yazıma
ne asıklar gıbı konustuk nede koklasabıldık
hep uzaktan sevdık hasretle yandık
ruhum sıkısmakta canım bedenımden cıkmakta
sankı sana kavusmakta gıdıyorum son deva
bu sefer ne dıye yanarken senın hasretıne
nasıl gıdıyorum bır anlasana
elveda elveda bu ayrılık aksamında
belkı kavusurum sana
senız ben nefes alamıyorum
gel canım gel yanıma
sokul soguk gecelerde
anlat bana bensız gecen senelerını
bır resmın var bende ne guzel bakmısın
bırde gulucukler sacmıssın bırde arkasına yazmısın
benden sana askının hatırası
Sensiz geçen günlerime bakıpta
Sensizliğe bir köprü atmak istedim
Belki o zaman birleşir ellerimiz diye
Sensiz olamayacağımı anladım ben
Sensiz yapamayacağımı...
Beklerim seni ben
Yeter ki sev beni sen,
Yeter ki bırakma beni...
Bir daha sevemem seni
Keşkelerle yaşamak istemiyorum
Bırakma beni... pişman etme sevdiğime...
Bir daha sevemem seni
Ne olur bırakma ellerimi...
Şimdi sen bensiz ben sensizim
Bilmiyorum ki mutlu muyum?
Senden sonra denedim başkalarıyla ama olmadı
Sen bende nasıl bir iz bıraktın bilmiyorum
Seni uzun zamandır görmüyordum
Aslında iyi de oluyordu en azından kalbim kan ağlamıyordu
Ama fark ettim sonunda sensizlik bana ölüm
Şimdi ben bunları düşünürken acaba sen nerelerdesin…
Düşünüyor musun beni acaba
Ama evet kabul ediyorum pişmanım
Sana en içten duygularımla sesleniyorum
Seni seviyorum
Beni bırakma:(Seni gördüm bugün uzun zamandan sonra
Gene aynı şey oldu kimseye olmayan
Kalbim gene kafasına göre attı
Ben dinlemeden
Peki son söz seni benimsemişim AŞKIM;
UmARıM BeĞeNiRSiNiZ ÇoĞu ŞiiRLeRiM BaNa AiTTir